try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
Hikayeler
Beyan.ORG - Temiz Hikayeler Köşesi

Obur Kaplumbağa

Bir varmış, bir yokmuş,

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

Allah’ın yarattıkları buğday tanesinden çokmuş.

Kimi kavak gibi uzun, kimi kabak gibi tombulmuş, Kimi yürürken tıs tıs eder, kimi kuş gibi uçarmış

Yeşil mi yeşil, güzel mi güzel bir orman içinde iki arkadaş kaplumbağa yaşarmış. Birinin adı Meyşa diğerininki ise Tişni imiş. Meyşa ile Tişni çok iyi arkadaşmış.

Meyşa hareketli, yardımsever, çalışkan, dost canlısı bir kaplumbağaymış. Tişni ise tembel, dünyayı umursamayan, herkesten uzak durmayı seven bir kaplumbağaymış. Tek ar­kadaşı Meyşa imiş. Meyşa ve Tişni her akşam aynı ağacın altında buluşurlarmış.

Kara Tren

Evvel zaman içinde bir orman varmış. Bu ormanın kenarından tren yolu geçermiş. Her gün bir tren kasabadan kente giderken bu ormanın yamacından geçermiş. Ormandaki hayvanlar treni çok severlermiş. Tren ormanın kenarına gelince düdüğünü öttürür haber verirmiş: Düüüüüütt!.. O zaman hayvanlar ormanın kenarına koşarlarmış. Tavşanlar, sincaplar kulaklarını sallayarak onu selamlarmış. Çiçekler bile başlarını sallar, kuşlar onunla yarışırlarmış. Trende keyifli keyifli çuf, çuf çuf çuf eder, puf puf puf diye dumanını çıkararak geçer gidermiş.

Kırmızı başlıklı kız

Bir zamanlar küçük bir kız varmış. Annesi ona çok güzel bir kırmızı başlık yapmış.

Böylece küçük kızın adı ,Kırmızı Başlıklı Kız olmuş.

Bir gün annesi,’Büyük annen hasta, yaptığım bu keki ona götürür müsün?’demiş.

Kırmızı Başlıklı Kız keki almış ve yola koyulmuş.

Annesi arkasından‘’Sakın ormanda yabancılarla konuşma’’ diye seslenmiş

Kırmızı Başlıklı Kız,‘’Tamam anne ,yabancılarla konuşmam! Biliyorum!’demiş.

Ne tarafa dönmeli?

Bir adam İmam-ı Âzam’a gelerek sordu:

"Yıkanmak için nehre girdiğimde kıbleye mi yöneleyim, başka yöne mi?"

İmamı Azam tebessüm ederek cevap verdi:

Engel

Alman şairi Heine, Bulagne’de bir otelde kalırken, lobide oturup gazete okur. O sırada oraya, İtalyan bir aile gelir ve yüksek sesle konuşmaya başlarlar. Şair birkaç defa onlara anlamlı bir şekilde baktıysa da İtalyan aile hiç aldırış etmez. Sonunda onlara şöyle der:

Fransız Kralı Napolyon'a tokat gibi cevap

Fransa Kralı III Napolyon'un, Paris'te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde ,
-"Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi mi zannediyorsun?" demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa da büyük bir hazır cevaplıkla:

Ota Benga

16. ve 19. yüzyıllar arasında Afrika'da büyük bir insan talanı yapıldı. Köleleştirilen milyonlarca Afrikalıdan bir olan Ota Benga hayatları zaten dramatik olan bu insanların arasında belki de insanlık tarihine utanç olarak geçecek bir uygulamaya maruz kalmıştır.

Afrikalı kabilelerden Chirichiri'lerin bir ferdi olan Ota Benga'nın ismi kendi dilinde "Dost" demektir. Evli ve iki çocuk babasıydı.

1904 yılında Amerikalı misyoner Samuel Philips Verner tarafından Belçika Kongo'sunda yakalandı ve diğer renkdaşları gibi zincire vurularak ve çok zor şartlar altında Amerika Birleşik Devletleri'ne götürüldü.

Iman Konusunda Ibretli Bir Olay ..

Meşhur alimlerden birisi bir beldeye uğramıştı. Yanında birçok talebe ve halk olduğu halde bir ihtiyar ninenin yanından geçtiler. İhtiyar nine kalabalığı görünce, oradaki birisine: "Bu kimdir, bu kalabalık nedir?" diye sordu. Alimin talabelerinden birisi bunu duydu ve :

"Onu tanımıyor... musun? O, Allahu Teala'nın varlığı hakkında binbir tane delil ortaya koymuş bir alimdir." diye cevap verdi. Nine gülerek: "Eğer onun Allah'ın varlığı hakkında binbir tane şüphesi olmasaydı, binbir tane delile ihtiyacı olmazdı. Ben Yüce Allah'a delilsiz iman ediyorum"

Rüzgar İle Yaprak

Rüzgâr ile yaprak dost oldular. Artık rüzgâr savurmuyordu yaprağı.
-”Söyle dostum, nereye istersen oraya götüreyim seni” dedi rüzgâr yaprağa.
Yaprak düşündü taşındı, aklına hiçbir şey gelmedi. Tekrar sordu rüzgâr:
- Hadi söyle seni istediğin yere taşıyayım.
Tekrar düşündü yaprak , aklına yine bir şey gelmedi…
- ”Bilmiyorum rüzgâr kardeş, aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sen söyle ?” dedi.
Rüzgâr:

Kocasını ateşten kurtaran kadın

Bazen erkeği idare etmek evin hanımına dü­şer. En zor anlarda ondaki annelik şefkati ve sab­rı yuvayı ayakta tutar. Koca ahlak olarak çökmüş, maddi olarak iflas etmiş ve her yönüyle yardıma muhtaç hale gelmiş olabilir. Böyle bir noktada müslüman kadına büyük iş düşmektedir. O, iman, sabır ve vefa ile hem yuvasını kurtarabilir hem de bu büyük hizmetiyle cennet kadınları arasında yer alabilir. Tıpkı Hz. Peygamber' in (s.a.v) kızı Hz.
Zeyneb (r.ah) gibi.

Sponsorlu bağlantılar

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar

İçeriği paylaş